Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yeni Akit Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir kere daha

A+A-

Haberi biliyorsunuz: “Depremin tam olarak ne zaman olacağını bilinmediğini belirten uzmanlar,  Ne zaman kırılacak, ne zaman depremin olacağı konusunda çeşitli söylentiler var. Bunlara bakmaksızın deprem olacak, büyüklüğü ise yaklaşık olarak 7.2 ile 7.4 civarında gerçekleşecek. İstanbul büyük bir zarar görecektir.”

Sonuçta Marmara’da büyük bir deprem bekleniyor. Bunu bilmeyen yok. Hemen her ay bu konuda bir haber çıkıyor mediada.

Bakın, deprem olur can enkaz altında kalır. Bunlar depremin oluş yeri saati, şiddetine göre belli bir yıkıma sebeb olur ve bunları kurtarmak çok kolay değildir ve büyük bedeller ödemek zorundasınız.

Ama depremde bir şey daha enkaz altında kalacak: BİLGİ. Bunu büyük ölçüde kurtarabiliriz.

Bu işin tek çözümü var: Yeraltında, üsten atom düşmedikçe, alttan magma püskürmedikçe zarar görmeyecek olan, bir milli data merkezi kurmak.

Bakın bunu kurmazsanız, bu iş için harcayacağınız paradan çok daha fazlasını kamu, özel sektör, 3. sektör, kişiler ödeyecekler. Apartmanların bilmem kaçıncı katındaki serverlerinde tutulacak bu bilgiler.

Her banka kendi hosting merkezini kendi kuruyor, kendi süper bilgisayarını kendisi kurgulama çabasında.

Sonuç ne biliyor musunuz, Çok daha pahalı, çok daha kötü ve çok daha güvenlik açığı olan bir yapı.

Birileri bunu bilmiyor olamazlar. Peki bunu kim, niçin engelliyor, buna bir bakalım.

Bakın deprem olduğunda kamunun, özel sektörün, 3. sektörün, kişilerin bütün o bilgi birikimleri de enkaz altında kalacak. O HW’leri, SW’leri, güvenlik sistemlerini geri alacaksınız. Yine bir HW çöplüğü, SW çöplüğü, bilgi çöplüğüne dönecek bu alan..

Allah rızası için söyleyin, bunun Hekimbaşı çöplüğünden ne farkı var. Patlamaya kaç ay kaldı biliyor muyuz?

Bu sistem bugünden yarına kurulmaz. Geç kaldık, hem de çok geç! Bu işi yapmazsanız, bu konuda harcayacağınız para daha fazla olacak. Eğer bu arada bir deprem olursa kaybolan bilginin yerine yenisini koyamayacaksınız. Toplum hafızasını kaybedecek. Zaten bu hali ile sadece iktisadi olarak sömürülmüyoruz, bilgilerimiz de çalınıyor.

Bakın, tekrar söylüyorum, bu altyapıya sahip değilseniz, dışarıya bağlı kalmaya mahkum olursunuz. Bilişim teknolojisinde 1. Lige çıkamazsınız. En basit bilgi değişimi bile yabancılar tarafından izlenir. Ve sizin insanınız başkasının kontrolüne girer.

TÜBİTAK var, TURKSAT var, BTK var, bu kadar üniversite var, bu kadar STK var, neden biri çıkıp bu gerçekleri yazmaz, çizmez, söylemez. 

Bazı şeyleri anlamakta zorluk çekiyoruz.

Deprem olmasa da ortada büyük bir yanlışlık var. Deprem bu işin tuzu-biberi olacak. Her geçen saat, bu konuda göreceli olarak geriliyoruz ve şartlar daha zor hale geliyor.

Bakın bu hepimizin ortak meselesi. Bu mücadeleyi kaybedecek olursak hepimiz ağır bir bedel ödeyeceğiz.

Biz 2023 diyoruz da, 2025’de Digital devrim yaşanacak. Buna hazır mıyız? E-Demokrasi geliyor. Market, para, cemaat, eğitim, media her şey sanallaşacak. 2025 Tekno milat olarak görülüyor. Dronotoar, Humodoider, Avatar teknolojisi.. Bütün bu konularda eğer “biz de varız” demek istiyorsanız, bu konuyu bir an evvel ele almak zorundasınız. Yoksa yarın çok geç olabilir.

Bakın bugün, kendi sosyal media yazılımınızı kullansanız bile, global network üzerinde arama yapıyorsanız oğlunuz, kızınız, eşiniz, yan komşunuzla, dünyanın öbür ucundan birilerinin kapısından giriş-çıkış yapmak zorundasınız. Bizim kendi intranetimiz yok.

Globa sosyal media ağları Türkiye çıkışlı hostinglerini Türkiye’deki bu Milli Bilgi Bankasındaki bir sektörel miror’dan yapacak olurlarsa bugün yaşadığımız sorunların çoğu büyük ölçüde çözülür. Yoksa  tam olarak sistemi kontrol etmek mümkün değil. Adam Raspbery Pi kullanıyorsa, Deepweb veya Blackweb kullanıyorsa, bul bulabiliyorsan.

TSK, MİT, Emniyetin bilişim suçları konusunda uzman kişiler yönetimi bu konuda uyarmıyorlar mı? Hele bu FETÖ olayı yaşandıktan sonra bu konularda nasıl bu kadar ilgisiz, vurdumduymaz olabiliriz, anlayamıyorum.

Hani derler ya “Dilimde tüy bitti” diye. Ben söylemekten yorulmadım, birileri duymaktan.. Ama sonuçta durum ortada.

Bu endişemi, Valilere de anlattım İBB’ye de, AFAD’a da anlattım. Galiba ben iyi anlatamıyorum.

Mesela İstanbul depremi için sadece İstanbul için plan yapmak yeterli olmaz. İzmit, Sakarya, Bursa ve Tekirdağ’da sariyer oluşturulmazsa ciddi sıkıntı yaşanır. Yine İstanbul bir ülke kadar büyük. Temel ihtiyaç ve yardımları dağıtmak bile sorun olacak. Şimdiden insani temel ihtiyaç ve yardım malzemelerini bir paket olarak Kızılay üzerinden satalım. Vergi, KDV filan olmasın. Çok ucuza çadırından, ilk yardım malzemesine, düdük, fener, sinyal veren saatinden telsizine kadar her şey bu paketlerde bulunsun.

Sonuçta her şeyin bir vakti-saati var anlaşılan. O zaman gelmeden olmayacak galiba. Ya da bazı şeyleri akletmemenin faturasını milletçe çok ağır bir şekilde ödeyeceğiz, o zaman aklımız başımıza gelecek ama, çok geç kalmış olacağız.

Neyse, ben bir defa daha söylemiş olayım. Selâm ve dua ile.

Yeni Akit

Bu yazı toplam 135 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar