1. YAZARLAR

  2. Kahraman Gündüz

  3. Büyük Şeytan Kızınca…
Kahraman Gündüz

Kahraman Gündüz

Anadolunun Sesi köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Büyük Şeytan Kızınca…

A+A-

“Savaş, düşmana yenildiğin zaman değil,
düşmana benzediğin zaman kaybedilir.”

Aliya İzzetbegoviç

Kıymetli Okuyucu,

 

Sene 1959 idi… 17 Şubat akşamı…

 

Londra yakınlarındaki bir çiftlikte bahçıvan olarak çalışan Peter Weller ve iki arkadaşı için sıradan bir akşamüzeri idi. Ta ki son derece alçaktan uçan bir uçak görmeleri ve kendilerini yere atmalarına kadar.

 

Kuyruğunda “SEV” yazan uçak az sonra ormanlık alana çakılacak ve peşinden korkunç bir patlama sesi duyulacaktır. Peter ile arkadaşları derhal olay yerine gidecekler, uçağın ikiye ayrılmış ve yanmakta olduğunu göreceklerdir. Peter ve arkadaşları uçaktaki yaralıları dışarıya taşırlarken, yakın bir çiftlikte yaşayan Antony Bailey adlı çiftçi ve eski bir hemşire olan eşi Elizabeth Bailey olay yerine henüz ulaşmışlardır.

 

Elizabeth Bailey, kendilerine doğru sendeleyerek gelen birkaç yaralının yanına gidecek ve kim olduklarını soracaktır. İçlerinden birisi, kusursuz İngilizcesi ile cevap verecektir:

 

Ben Türkiye Başvekili Adnan Menderes. Bizler iyiyiz, bir şeyimiz yok. Ancak uçakta çok kişi var, lütfen onlara yardım edin.

 

menderes.png

 

Öldürmeyen Allah, öldürmemiştir işte. Bu kaza(!), İngiliz basınında “Menderes Mucizesi” olarak yer bulacaktır.hayatta.png

Takvimleri biraz geriye saralım: Genç Cumhuriyet, “İki Nuri”nin başına gelenleri henüz unutmuş değildir. Nuri Demirağ'ın yerli uçak projesi Milli Şef İsmet İnönü döneminde sudan gerekçelerle akamete uğratılmıştı. Pek fazla bilindik değildir ama Nuri Killigil'in yerli silah fabrikası ise (yine Milli Şef döneminde) sabotaj kuşkusu duyulan bir yangında kül olmuştu. Killigil (nur içerisinde yatsın) kendi fabrikası ile birlikte yanarak kül olmuştu. (Merak buyuranlar için İki Nuri’nin hikayesini için aşağıdaki linklerle paylaşmış olalım:

 

Nuri Demirağ Teyyare Atolyesi Kurulması Faaliyetleri ve Kapanması

 

Yerli ve Milli Silah Sanayisinin Temellerini Atan Nuri Killigil Paşa

 

Menderes, yeniden bir yerli sanayi hamlesi başlatmak istemektedir ve kredi arayışına girişmiştir. Öncelikle “müttefiklerimiz(!)” ABD, İngiltere ve Almanya’nın kapısı çalınmış ancak, “dostlarımız(!)” bizim “çiftçilik yapmamızı” daha münasip görmüşler, Avrupa’nın tahıl, meyve ve sebze ambarı olarak kalmamızı istemişlerdir. Tüm kapılar yüzümüze kapanmıştır.

 

Menderes, ümidini yitirmeyecek, yerli sanayi hamlesi için her yolu deneyecektir. Ve bu “inadı” aslında sonunun başlangıcı olacaktır. Zira Rusya ile 300 milyon dolarlık kredi konusunda mutabakat sağlanmıştır ve bu anlaşma “müttefiklerimizi(!)” ziyadesiyle kızdırmıştır!

 

Şüpheli bir uçak kazasında “doğal(!)” yollarla ortadan kaldırılamayan Başvekil Adnan Menderes, bu kazadan yaklaşık 15 ay sonra, 27 Mayıs 1960’ta askeri bir darbe ile görevinden alınacaktır. Sonrasını biliyorsunuz dostlar.

 

***

9 Eylül 2018…

 

Moldova Cumhurbaşkanı Igor Dodon, konvoyu ile birlikte iki şeritli yoldan ilerlemektedir. Bu esnada karşı şeritten gelmekte olan bir kamyon direksiyonunu Dodon’un aracına doğru kırar ve kafa kafaya çarpışma gerçekleşir. Dodon, bu “kazayı(!)” ufak tefek sıyrıklarla atlatır. Öldürmeyen Allah, yine, öldürmemiştir işte.

 

Takvimleri bu kazanın 3 gün öncesine saralım:

Millî İstihbarat Teşkilâtı, Moldova'da yapılan operasyonda FETÖ okulunun direktörü ile birlikte 6 örgüt üyesini paketleyip, Türkiye’ye getirir. Dodon’un “Rusya yanlısı” olması yeterince büyük bir “kabahat(!)” iken bir de bu operasyonun yapılmış olması bardağı taşıran son damla olmuştur. Büyük Birader çok kızgındır.

Ve “kazanın(!)” iki hafta sonrası…

Doğal(!)” yollarla ortadan kaldırılamayan Rus yanlısı Dodon’un yetkileri, Moldova Anayasa Mahkemesi tarafından askıya alınır. “Medeni(!)” Avrupa’nın göbeğinde askeri darbe yapılacak değildi ya, konu bir hukuk darbesi ile tertemiz halledilmiştir…

 

Tarihin kahredici döngüselliği…

***

İşte dostlar,

 

Görüyorsunuz; “müttefikimiz(!)” ABD’yi kızdırmaya gelmiyor. Büyük Şeytan’ı kızdırırsanız, iti-kopuğu üzerinize salıveriyor. Asker, polis, hâkim, savcı, politikacı, gazeteci, ajan, iş birlikçi, hain… ne kadar piyonu varsa kusursuz bir uyum içerisinde üzerinize çullanıveriyor.

 

S-400 alımını, nükleer santral yatırımını, savunma sanayindeki yerli ve milli hamlelerimizi, “dünya beşten büyüktür” lafını, üçüncü havaalanını, Kanal İstanbul’u, Fırat Kalkanı’nı, Afrin Harekâtını, Rusya, Çin ve İran’la kendi paralarımızla ticaret yapma düşüncemizi, FETÖ’nün “inlerine girilmesini”… bu gözle tekrar değerlendirin lütfen!

 

Son 10-15 yılda yaşadığımız ve halen içinde olduğumuz “iklim” sanırım daha anlaşılır gelecektir.

 

Büyük Birader ÇOK KIZGIN!

Büyük Şeytan burnundan soluyor!

Bütün kozlarını oynadı/oynuyor, bütün piyonlarını sahaya sürdü/sürüyor. Henüz başaramadıysa beceriksiz ya da güçsüz olduğu için değil, -artık- bizim güçlü olduğumuzdandır. Safları sıklaştırdığımızdandır! NET!

 

Okçular Tepesini terk edersek dostlar; Mısır’dan, Suriye’den, Irak’tan, Libya’dan ve en iyi ihtimalle Moldova’dan farkımız kalmaz.

 

Unutmayınız!

Büyük Şeytan ÇOK KIZGIN, burnundan soluyor. Safları sıkı tutalım dostlar, araya ŞEYTAN GİRMESİN!

 

Kalınız sağlıcakla efendim…

 

kg @ 02 Ekim2018

twitter : @Kahraman_Gunduz

Bu yazı toplam 515 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar