1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. Hayatımız ne kadar Müslüman?
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yeni Akit Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hayatımız ne kadar Müslüman?

A+A-

“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırmak” biçi-minde bir deyimimiz var. Zaman zaman bu deyim doğrultusunda yazdığımı hatırlayacaksınız.

Kimi İslâmî çevrelerin bu tarz konuşmalarımı yadırga-dığından da haberim var. Buna rağmen sürdürmeye ka-rarlıyım.

Çünkü sürekli hayal dünyasında yaşanmaz. Hamasi nutuklarla, güç gösterileriyle gerçek tespitler yapılamaz. Kusurlarımızı, eksiklerimizi, varsa yanlışlarımızı görmek zorundayız.

Bu bağlamda bendeniz, kendi gerçeğimizi önce kendim görmek, sonra da herkese göstermek istiyorum. Yadırga-yanlar tabii ki olacak. Çünkü kendi kendimizi eleştirmek, bir başka deyişle kendimize iğne batırmak, alışık olmadığımız bir tarzdır. Bu tarzı yargılarken, verilen mesajın haklılığını da tahlil etmek gerekiyor. Yani duyar duymaz feveran etmek, alelacele mahkûm etmek yerine, önce dü-şünmeye, doğruluk derecesini tahlile çalışalım.

Terakki sürekli aynı sloganları tekrarlamakla değil, işin özüne inmekle mümkün olur. Aksi takdirde solcula-rın ve lâikçilerin uğradığı akıbete biz de uğrarız. Tıkanır kalırız. O zaman, kendi yetersizliğimizden, tembelliğimiz-den kaynaklanan bu tıkanıklığı, mensubu bulunduğu-muz fikre, hatta dine mal etmek gibi bir tehlike doğar ki, son derece sakıncalıdır. Böyle bir durum asla açılmaması gereken şüphe, tereddüt ve güvensizlik kapılarını açar.

İyisi mi açık yüreklilikle kendimizi tahlil etmeye çalışa-lım.

Bu maksatla, az biraz, davranış bozukluklarımıza pa-rantez açmak istiyorum.

Bazılarımız ticaret yapıyoruz. Ama inancımızın özü yaptığımız işe yansımıyor. İnancımız, sanki abdestle, na-mazla, oruçla sınırlı. Sıra konuşmaya geldiği zaman ise mangalda kül bırakmıyoruz. İslam’ın, sosyal hayatın her boyutunu düzenlediğini söylüyoruz. Söylemek yerine uy-gulamak var ya, kolay değil. Oysa kolaycılığa alışkınız. İki nutuk arasında bütün dünyayı kurtarıverir, kendimizin dışında kimseyi de Müslümandan saymayız! Allah’ın ar-dına kadar açık tuttuğu tövbe kapısı, bizim dünyamızda sımsıkı kapalıdır.

Bizim gibi düşünmeyenler bu kapıdan geçemez...

Bizim gibi yaşamayanlar bu kapıdan geçemez...

Bizim gibi giyinmeyenler bu kapıdan geçemez...

Üstümüze düşeni yapmakta üşeniriz, ama üstümüze vazife olmayan ne kadar iş varsa altından girer, üstünden çıkarız! Sanki Müslümanlık bizim anladığımız kadardır. Sanki her şey bildiklerimizden, duyduklarımızdan ibarettir.

Temel kaynakları bile okumayız! Bütün bilgimiz filan hocadan duy-duklarımızdan ibaret. Söze, “Filan hoca dedi ki” diye söze başlar, ahkâm üstüne ahkâm keseriz. Belli ki filan ho-cadan duyduklarımızı dahi anlayamamışız. Düzeltmeye kalk-salar öfkeleniriz…

Müslümana tevazu yakıştığını bile bile, her söze “ben” diye başlar, gururun, enaniyetin, bencilliğin zirvelerine çıkarız.

Büyük bir cüret ve cesaretle âyete, hâdise mâna ver-meye kalkışırız. Üstelik telâffuz yanlış, mânâ eksik, bilgi yok denecek kadar az: Ne de olsa “cahil cesur olur!”

Kendimizi “filan hoca dedi ki”den kurtarıp kitaba yö-neltebilirsek, bir de hal ve tavrımızı inancımızın esasları-na göre ayarlayabilsek, bir büyük açmazdan kurtulaca-ğız, ama nerde!

Okumamaya kendimizi mahkûm etmiş gibiyiz. Bize hi-tap eden bir sürü kitap yayınlanıyor, ama kapağını kal-dırma gereği dahi duymuyoruz. 

Bir de insanlara fazilet-leri çerçevesinde yaklaşacağımıza, hataları çerçevesinde yaklaşıp yerin dibine batırmaya çalışıyoruz.

Aslında batan, batırdıklarımız değil, biziz…

Ne var ki gıybet tatlı!

Yeni Akit

Bu yazı toplam 127 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar