1. YAZARLAR

  2. Mehmet Acet

  3. İdlib zaferinin bilinmeyenleri
Mehmet Acet

Mehmet Acet

Yeni Şafak Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

İdlib zaferinin bilinmeyenleri

A+A-

Esad rejimi Türkiye ile Rusya arasında sağlanan İdlib uzlaşmasından memnuniyet duyduğunu açıkladı.

Ama siz bunu böyle anlamayın.

Aslında, “Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik” demek istiyorlar.

Neden derseniz bu mutabakatın birinci derecede kaybedeni rejim oldu.

Suriye’nin her tarafını ele geçireceğiz diye havalanıp, Hatay’dan bile bahsettikleri bir ortamda, Türkiye ve Rusya’nın belirlediği sınırlara çekilmek zorunda kaldılar.

Aramızdaki ‘acilciler’, ‘aceleciler’ de artık karalar bağlayabilir.

Neden derseniz, Ankara’nın Esad ile diyaloğa geçmesini öneren tez İdlib anlaşmasıyla bir kere daha çökmüş oldu.

Buradaki denklem gayet basit:

Ruslarla oturup, konuşup, anlaştığınız zaman, rejimden istediklerinizi de elde etmiş oluyorsunuz.

Sahadaki dengeleri iyi bilenler zaten rejimin muhalifler karşısında karada tutunma şansının olmadığını dile getiriyorlardı.

Muhalifler derken Türkiye ile birlikte hareket eden, sayıları 60 bini bulan yeni adıyla Ulusal Kurtuluş Cephesi’nden (UKC) söz ediyorum.

TAMPON BÖLGE ANLAŞMASI TÜRKİYE’Yİ ZORLAYACAK MI?

Cumhurbaşkanı Erdoğan “İdlib için 12 madde imzalandı, bu, sınırlarımızın ötesinde barışa doğru atılan bir adımdır” dedi.

Anlaşmanın ana çerçevesinin İdlib’in etrafında 15-20 kilometrelik bir tampon bölgenin oluşturulması ve bu bölgede Türk-Rus askerlerinin devriye gezmesi olduğunu biliyoruz.

Bu noktada, iki gündür yaygın bir şekilde dillendirilen bir soru akla geliyor.

Türkiye radikal gruplar, daha adlı adınca HTŞ sorununu nasıl çözecek?

Bu gruplarla karşı karşıya mı gelinecek?

Bir çatışma mı olacak?

Yoksa bu gruplar otobüslere bindirilip oradan çıkartılacak mı?

Meselenin perde arkasına bakınca aldığımız nabız, bu konunun ciddi komplikasyonlar üretmeyeceğine işaret ediyor.

Tabii, bu grupların otobüslere bindirilip bölgeden uzaklaştırılması gibisinden yöntemler uygulanmayacak.

Bunun yerine “Ortamın uygun hale getirilmesinden” söz ediliyor.

Tampon bölge ile rejim askerleri İdlib’in uzağında tutulacağı için, bu tür grupların temel gerekçesi ortadan kalkmış olacak.

Benim anladığım bu bağlamda Türkiye için anlaşmanın uygulanmasına dair zorlayıcı bir faktör bulunmuyor.

İRAN’IN ÇEKİLMESİ TÜRKİYE’NİN LEHİNE İŞLEDİ

İdlib anlaşmasının mahiyetini kavramak için, madalyonun öbür yüzüne, yani Rusya ve İran’ın pozisyonuna da bakmak faydalı olabilir.

Anlaşmanın sürpriz tarafı, İran’ın İdlib işine karışmaması, bu işi Türkiye ile Rusya arasında çözülmesi gereken bir mesele olarak görmesi ve bunu ilan etmesi oldu.

Bunun iki temel nedeni var:

Birincisi İran, kendi içinde zaten ciddi sıkıntılar çekiyor.

Kasım ayında petrol dâhil yeni yaptırımların uygulanması tehdidiyle karşı karşıya.

İkincisi, Tahran böyle bir dönemde Türkiye ile zıtlaşmak istemiyor. Çünkü bu yaptırımlar karşısında Türkiye’nin bir şekilde yanında yer almasını istiyor.

Bu durumda, İran’ın İdlib denkleminden çekilmesi anlaşmanın Türkiye lehine sonuçlanmasına ciddi bir katkı verdi diyebiliriz.

Rusya ile ilgili aldığımız izlenimi ise şöyle paylaşalım:

Ağustos ayında İdlib meselesi Moskova ve Şam rejimi tarafından bir dayatma olarak ortaya konunca, muhalifler beyaz bayrak sallamaya yanaşmadılar.

İdlib savaşının Halep, Hama ve Suriye’nin diğer bölgelerine sıçrama ihtimali, Rusya’nın elini bağladı.

Bunun üstüne Türkiye adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ısrarcı tutumundan geri atmayınca böyle bir anlaşma sağlanmış oldu.

Türkiye’nin İdlib masasında sadece bölgesel dinamikleri etkileme kabiliyetini ortaya koyması bakımından değil, küresel etkiler de üreten bir oyunculuk sahneye koyduğunu söyleyebiliriz.

Bunu anlamak için Soçi’de anlaşma sağlandıktan sonra aynı akşam yaşananları gözümüzün önüne getirmemiz yeterli olacaktır.

İki yıldır Türkiye ve Rusya’nın kurduğu Suriye masasını devirmeye çalışan, her seferinde de hüsrana uğrayan uluslararası aktörler Soçi anlaşmasının imzalandığı günün akşamı İsrail üzerinden bu anlaşmaya sert bir tepki verdiler.

Ama bu sert reaksiyonun da bu masayı deviremediği ortaya çıkmış oldu.

Ayrıca, Suriye iç savaşında kimlerin gerçekten bir çözüm aradığı, büyük katliamları önlemeye çalıştığı, kimlerin ise bu savaşı uzatmak, daha fazla yıkım daha fazla ölüm üzerine politika inşa ettiği İdlib sürecinde bir kere daha görülmüş oldu.

Yeni Şafak

Bu yazı toplam 129 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar