1. YAZARLAR

  2. Kahraman Gündüz

  3. Mc Donalds’ta Çanakkale’yi An(la)mak…
Kahraman Gündüz

Kahraman Gündüz

Anadolunun Sesi köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Mc Donalds’ta Çanakkale’yi An(la)mak…

A+A-

“Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”

Çanakkale Şehidlerine – M. Akif ERSOY

 

Kıymetli Okuyucu,

 

Sene 1915 idi… Çanakkale…

 

Zamanın en gelişmiş donanmalarından ateşlenen toplar, Çanakkale sırtlarını dövüyordu. Gökten ölüm yağıyordu ve şehadet fışkırıyordu yerden. Dünya savaş tarihinin emsalsiz destanlarından birisi yazılıyordu İngiliz ve Fransız donanmasının gemileri bir bir boğaza gömülürken…

 

yazi1.png

 

Müttefikler Çanakkale’yi denizden geçemeyeceklerini anladıklarında koca donanmadan geriye sadece birkaç gemi kalmış, onlar da tornistan yapıp boğazı çoktan terk etmişlerdi. Bu kez, yedi düvelden (hatta ta Avustralyalardan) devşirdiği birliklerle karadan yüklenmişlerdi Seddülbahir’e, Arıburnu’na, Kireçtepe’ye, Conkbayırı’na…

 

Kara savaşlarında da durum pek farklı olmayacaktı Müttefikler için; ağır kayıplar verecekler ama yine de ilerlemeleri mümkün olmayacaktı. Karşılarında “şehit oğlu şehitler” vardır çünkü. Hiç düşündünüz mü dostlar, “şehit oğlu şehit” ne demektir? Babalarından sonra; on beş, on altı yaşlarındaki çocuklara gelmişti “göğsünü siper etme” sırası, “bu hayasız akına karşı”. Binlerce baba-oğulun ortak kaderi olmuştur şehadet aynı topraklarda.


yazi2.png

 

 

Ve Mehmed Akif, bu destansı direnişi şu dizelerle ölümsüzleştirmiştir Çanakkale Şehitlerine şiirinin sonunda:

 

“…Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

***

 

Ve Çanakkale Savaşı’nın yüz yıl sonrası…

Şehit oğlu şehitlerin torunları, her sene 18 Mart’ta, dedelerini anmak ve tarihin o topraklara sinmiş kesif kokusunu teneffüs etmek üzere bir araya gelirler Çanakkale’de.

 

Dağıtılan üzüm hoşafı ve kuru ekmeği yiyerek, dedelerinin sıkıntılarını “içselleştirirler”. Zira ortalıkta “Çanakkale Savaşı’nın yemek listesi” olduğu iddia edilen aşağıdaki liste dolaşmaktadır.

 

yazi3.png

 

1915’te başlayıp biten Çanakkale Savaşı’nın “yemek listesi” olduğu iddia edilen bu görselin tepesinde 1917 yazmaktadır. Aynı zamanda birçok kaynakta, cepheden geriye kalan günlükler ve mektuplarda Osmanlı Devleti’nin o ağır şartlarda bile askerlerin iaşesini eksiksiz denebilecek ölçüde (köftelere, mantılara hatta sigara ve nargileye kadar) sağladığı ifade edilir ama olsun. Ecdadın çektiği sıkıntıları anlamak için üzüm hoşafı içmemiz gerekiyorsa, o üzüm hoşafı bize zemzem sayılır!

 

***

 

Sene 2018…

 

Günümüz savaşları artık öyle topla tüfekle, kruvazörlerle, torpidobotlarla, tayyarelerle olmuyor. Vekalet savaşları, siber savaşlar, ekonomik savaşlar daha kullanışlı geliyor “müttefiklerimize(!)”.

 

Savaşların şekli değişmiş olsa da amacı asla değişmedi; düşmana diz çöktürmek!

 

Yüz yıl önce kendilerine boğazı dar ettiklerimiz, şimdi bizleri bir ekonomik darboğaza sürükleme gayretindeler. Ülkemize karşı ekonomik savaş yürüttüklerini açık açık da söylüyorlar üstelik. Ha üzerimize topla tüfekle saldırmışlar, ha ekonomik tetikçilerini salmışlar, ne farkı var? Amaç yine belli; “diz çöktürmek!

 

Öyle “komplo teorisi” filan denecek tarafı da kalmadı bu savaşın. Buyurunuz:

 

 

 

 

 

Şimdi bize düşen; bu savaşa karşı, Çanakkale ruhuyla topyekûn mücadele vermektir. Hem onlarla hem de fırsatı ganimete çevirmek için stokçuluk yapan yerli işbirlikçileri ile…

 

Vay efendim domates on lira, yumurtanın kolisi yirmi lira…

Üç gün domates yemezsek, cildimizde domates şeklinde lekeler oluşmaz merak buyurmayınız. Bir ay yumurta yemezsek de protein eksikliğinden Hakk’ın rahmetine kavuşmayız.

Bırakalım sonrasını elinde patlayan stoklarla stokçular düşünsün! Daha düne kadar patatesin kilosunu yedi lira yapmışlardı, ne oldu?

 

Her şeyin yerlisi var memleketimizde çok şükür. Bir şey alacaksak yerli olanları tercih etmek de bu mücadelenin önemli bir parçasıdır dostlar. Gün, ülke olarak birlikte hareket etme günüdür.

 

Bu savaşta mevzi almak istedikten sonra, birçok mücadele yöntemi geliştirebilirsiniz. Yeter ki, mevziiniz, niyetiniz ve istikametiniz belli olsun.

 

Ya da boş verin! “Aynı gemide değiliz” diye gündem oluşturun. Paralarınızı çekin bankalardan ve dolara çevirin. IPhone 6’nızı satıp yeni bir IPhone 7 alın. Mahalle yanarken, saçınızı tarayın!

 

Yüz yıl sonra, torunlarınız da sizin bu “onurlu mücadelenizi(!)” Mc Donalds’ta hamburger yiyerek, üstüne Starbucks’ta Espresso Macchiato yuvarlayarak ansınlar. Dönüşte de Carrefour’a uğrayıp aldıkları iki kilo çikita muzu kovboy filmi izlerken hüpletsinler!

 

Tabii torunlarımıza bir ülke, bir devlet ve bir gelecek bırakabilmeyi başarabilirsek! “Diz çökmemiş” olursak!

 

 

Kalınız sağlıcakla efendim…

 

 

twitter : @Kahraman_Gunduz

Bu yazı toplam 559 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar