1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. Nezaketimizi ve hassasiyetimizi kaybettik!
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yeni Akit Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Nezaketimizi ve hassasiyetimizi kaybettik!

A+A-

Tanınmış İtalyan yazar Edmondo de Amicis Osmanlı halkını şöyle anlatıyor: 

“Tetkîk ve tespitlerime göre, Türk halkı, Avrupa’nın en nâzik ve en kibar topluluğudur. 

İstanbul’un en ıssız sokaklarında dahi bir yabancı için hiçbir hakâret ve zarâra uğrama tehlikesi yoktur…

Hatta namaz vakitlerinde bile camileri gezmek kabildir! Bu ziyaretlerde bir yabancı, kiliselerimizi dolaşan bir Türk’ten daha çok hürmet ve riayet görebileceğinden emîn olabilir. 

Halk arasında küstahça bir bakış şöyle dursun, fazla meraklı bir bakışa bile hiçbir zaman tesadüf edilmez. Kahkaha sesleri gayet nadirdir. Sokakta kavga eden ayak takımı da enderdir. Kapı, pencere ve dükkânlardan hiçbir kadın sesi aksetmez.” 

Şimdi de 1623-1640 yılları arasında(Sultan Dördüncü Murad zamanı)İstanbul’da yaşayan Sir Clausierdu Loir’nın notlarına göz atalım:

“Hıristiyan memleketlerinde pek yaygın olan küfürbazlık, öfke ve intikam hissi Türklerde yoktur. Çünkü bunlar içki ve kumarın kışkırttığı alışkanlıklardır. Osmanlılar için içki ve kumar da meçhuldür… 

Sokaklarında da evlerinde de hiçbir küfür sözü işitilmez. Bunun yüzümüzü kızartacak ve bizi hayrete düşürecek tarafı ise, Osmanlıların yalnız ağızlarında değil, lisanlarında da küfür kelimelerinin bulunmayışıdır...

Onlar yalnız ‘Vallâhi’ şeklinde Allâh’a yemin ederler.” 

Du Loir haklı. Osmanlıların hayreti bile zikirdi. Şimdi olduğu gibi “Vaaaav yaaaa” diye Amerikan kırması çığlıklar atılmazdı. Hayretlerini “Allah Allah”, Fesübhanallah”, “Lailahe İllallah”, “Tövbe estağfurullah” gibi kelimelerle ifade ederlerdi.

Sakınmak istediklerinde “Neuzubillah” çeker, her işe “Bismillah” ile başlarlardı. Haksızlığa uğramaları karşısında “Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı kendilerine “vekil” ederlerdi.

Kızdıklarında en çok, “Lâ havle” (velâ kuvvete illâ billâh-il aliy-yil azim) çekerler, beddua yerine “Hay Allâh derdini alsın!” türünden dua mırıldanırlar, şaşkınlıklarını “Fesübhanallâh!” eşliğinde yenerler, damarlarına basıldığında “Yâ sabır!” diyerek sabrın kuvvetine sığınırlardı.

Tekke ve zâviyelerin duvarlarında teselli edici levhalar asılıydı: “Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” 

Dükkânların görünür yerlerinde ise, “Errizku alellah” ve “Tevekkeltü Alellah” gibi itikadi kelimeler yazılı levhalar asılıydı…

Toplum “yaşamak” ve “yaşatmak” temelinde yücelmişti. Bu yüzden cinayete pek rastlanmazdı. Oysa aynı dönemde düello, (iki kişinin birbirlerini öldürmeleri) Avrupa hükümetleri tarafından “yasal” sayılırdı…

Oysa aynı yıllarda her şafak vakti Paris sokakları bir birlerini öldürmek için düello edenlerden geçilmezdi.

1700’lerde İstanbul’a gelen Fransız yazar Motray, anılarında şunları yazıyor: 

“Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu´ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir.” 

Şimdi güpegündüz soyuluyoruz!.. Onca kameraya rağmen, hırsızlık önlenemiyor…

Dolandırıcılığın envaı çeşidi ile cedelleşiyoruz. 

Yeni Akit

Bu yazı toplam 74 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar