1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. Osmanlı’da kadın önderler
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yeni Akit Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı’da kadın önderler

A+A-

Güncel kargaşa arasında bu konuları kim merak eder, böyle siyaset dışı konulara kimler kafa patlatır bilmiyorum, ama tarih içinde yerimizi ararken gözüme takılan kimi özellikleri sizinle de paylaşmak istiyorum…

Bunlardan biri de Anadolu’nun Müslümanlaşmasına yüreğini katan anaların organize ettiği “Bacıyân-ı Rûm”dur. (Anadolu Bacıları).

Erkeklerin egemen olduğu şu toplumsal yapıdan geçmişe bakınca, tüm geçmişimizde kadının “silik bir gölge” olarak yaşadığını düşünebilir insan, ama gerçek bu değildir…

Gerek İslâm öncesinde ve gerekse İslâm sonrasında kadın, sadece “anne” kimliğini taşımakla yetinmemiş, yanı sıra, geleceği belirleme konusunda son derece önemli görevler üstlenmiştir…

Bu durumda, Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de kadınlarımızın yaptığı fedakârlıkları, eski dönemden gelen tarihsel işlevin bir yansıması olarak algılamak gerekmektedir…

Bu yaklaşım, kadınımızın tarihsel misyonuyla buluşmasıdır.

Konuyu sütunumuzun izin verdiği ölçüde detaylandırmakta yarar var sanırım.

***

İlk kez müverrih Âşık Paşa-zâde’nin “Tevârih-i Âli Osman” (Osmanlı Tarihi) isimli eserinde andığı ve tarihçi Fuad Köprülü’nün tahlil ettiği dört zümrenin, Osmanlı oluşumunda aktif rol aldığı biliniyor…

Bunu dilerseniz, Âşık Paşa-zâde’nin kendi ifadesinden okuyalım…

Müverrih diyor ki: “Hem bu Rûmda dört tayfa vardur kim, müsafirler içinde anılur: Biri Gâziyân-ı Rûm, biri Ahıyan-ı Rûm ve biri Abdalaân-ı Rûm ve biri Bacıyân-ı Rûm’dur…

İmdi Hacı Bektaş Sultan bunlarun içinden Bacıyan-ı Rumu ihtiyar etdi kim, o Hatun Anadır. Anı kız edindi.” (s. 238-39). 

Özetle: Anadolu’nun anavatan olmasında dört zümrenin önemli rolü var..

1. Gaziyan-ı Rûm; (Anadolu askerleri=silahlı kuvvetler)

Ahiyan-ı Rûm; (Anadolu kardeşleri)

Abdalân-ı Rûm; (Horasan Erenleri=Yürek adamlar)

Bâcıyân-ı Rûm. (Anadolu bacıları)

Anadolu Selçukluları zamanında, Türkmen erkekler tarafından kurulan “Ahiyân-ı Rûm” isimli “Ahilik Teşkilâtı”nin yanı sıra, Paşa-zâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” dediği kadın oluşumu, daha sonra devre dışı bırakılan kadınlarımızın, Anadolu’daki oluşun tamamlanmasında gösterdiği performans ve etkinlik, ibretle üzerinde durulmaya değerdir.

Ama önce “Kadın kimliği”ni sağlam bir zemine oturtmak gerekiyor. Kuşkusuz Müslümanlar açısından o zemin İslâm Dinidir.

İlâhî kitabımız, “kadın”ın, “erkek”le birlikte cennette var edildiğini söylüyor ki, erkeğin birkaç saat ya da birkaç gün (birkaç ay yahut yıl) önce yaratılmış olmak dışında bir imtiyazı yok… 

Erkeğin kadından bir süre önce yaratılmış olması ise, asla sorgulanamaz İlâhî bir tercihtir…

Bu tercihte belki asıl vurgulanmak istenen, erkeğin kadına ihtiyacıdır. Çünkü Hz. Âdem cennette mutlu olamamış, bir “eş=arkadaş” istemiştir.

Başka bir deyişle “kadın”a ihtiyaç duymuştur. Bir bakıma kadınsız bir cennet bile düşünememiştir.

Kısacası Hz. Havva (kadın), bir yarım kalmışlığı (erkeğin yarım yamalaklığını) bütünleme isteğinin ürünüdür. Yaratıcı Kudret, böyle murad etmiştir.

Öte yandan, İslâm Dini’nin başlangıcında da kadın unsuru en ön saftadır. Peygamberimizden (sav) sonraki ilk Müslüman, Hz. Hatice’dir…

Bu muhteşem kadın, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde, iş kadını olarak kendini kabul ettirebilmiş, sevdalandığı insana (Efendimize) evlenme teklif edebilecek kadar da cesur ve mert davranabilmiştir.

Peygamber-i Âlişan, peygamberlik müjdesini alır almaz akrabalarından herhangi bir erkeğe değil, sadece Hz. Hatice’ye sırrını açmıştır…

Onunla bütünlenerek güçlenmiş, moral bulmuş, onun desteği ile peygamberliğini açıklamıştır.

Bitiremedik: Yarına kaldı…

Yeni Akit

Bu yazı toplam 145 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar