1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. Şu Musul meselesi ve Misak-ı Millî
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yeni Akit Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Şu Musul meselesi ve Misak-ı Millî

A+A-

Musul meselesi, İsviçre’nin Lozan kentinde başlayan görüşmelerin gündemine 26 Kasım 1922 tarihinde geldi. O tarihte Irak’ın durumu tıpkı şimdiki gibi çok karışık ve çok belirsizdi. İngiltere’nin yanı sıra, Fransa ve ABD, bölgede menfaat (petrol denilen) aramaya çıkmışlardı. Bu yüzden bölgeyi yeni Türkiye’ye bırakmak istemiyorlardı. Türkiye ise beş yüz yıl müddetle bölgeyi yönetmişti. Hak iddiasında bulunması doğaldı. Üstelik bölge ahalisinin ekseriyeti ile Türkiye’nin din ve kan bağı vardı. Zaten “Misak-ı Millî” sınırlarının içine alınma sebebi de bu bağlardı.

Bu noktada İsmet Paşa bir yanlışlık yaptı: Musul’da nüfusun büyük çoğunluğunu teşkil eden Türk ve Kürtlerin, Arap ve diğer unsurlardan ayrı olarak aynı ırktan geldiklerini, yani “Turan” kökenli olduklarını ispatlamaya kalkıştı. 

Bu görüşe dayanarak, Musul’un mukadderatının İzmir’in, İstanbul’un, Trakya’nın, Adana, Urfa ve Antep’in mukadderatıyla aynı olduğunu ve bu şehirlerin mütarekeden sonra ve mevcut antlaşmalar hilafına işgal edildiğini söyledi. 

İngiliz Heyeti’nin Başkanı Lord Curzon, İsmet Paşa’nın savunmasını dinledikten sonra Misak-ı Millî gibi bir belgenin galip devletlere dayatılamayacağını belirtti. Ankara Meclisi’ndeki Kürt milletvekillerinin içinde Revanduz ile Süleymaniye’den gelmiş olanların bulunup bulunmadığını, bunların bir seçim neticesinde mi Ankara’ya geldiklerini sordu: Tabii bu soruların cevabı yoktu…

Bunun üzerine Curzon Musul meselesinin hakeme havale edilmesinin uygun olduğunu ve bu hakemin de Cemiyet-i Akvam (Birleşmiş Milletler) olabileceğini söyledi.

Buna cevaben İsmet Paşa, meseleyi hakeme veya Cemiyet-i Akvam’a göndermenin uygun görmediğini, Musul’un apaçık durumuna rağmen konuyu hakeme bırakmayı doğru bulmadığını söyledi.

Tartışma uzayıp sonuçsuz kalında konuyu ikili görüşmelere bıraktılar. İsmet Paşa, ikili görüştüğü İngiliz temsilcilerinden Tyrrell’e, Türkiye’nin fakir bir ülke olduğunu, bu bakımdan Musul petrollerinden pay istediğini ifade etti. Bunun üzerine Tyrrell, tatmin edici bir antlaşma imzalandığı takdirde İngiltere’nin Türkiye’ye her türlü ekonomik yardımı yapacağını, fakat barış antlaşmasının hazırlanmasında petrol veya malî yardımın pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini belirtti. Bu tarihten itibaren de Türkiye’nin Musul üzerinde hak iddiasından vazgeçmesi şartıyla Musul petrol kaynaklarından veya gelirlerinden hisse verilmesi imkânlarını araştırmak için Türk delegasyonu ile İngiliz petrol uzmanları arasında görüşmeler yapılmaya başlandı. 

Fakat bir sonuç alınamadı. Nihayet Lord Curzon, İtalyan ve Fransız delegelerinin ısrarları üzerine bu konunun daha sonraki bir tarihte Türkiye ile İngiltere arasında görüşülmesine dair bir maddenin antlaşma metnine konulmasına razı oldu. Böylece Musul meselesinin görüşülmesi Lozan Antlaşması’ndan sonraya bırakılmış oluyordu. 

İki ülke delegasyonu arasında görüşmeler 19 Mayıs 1924 günü İstanbul’da Kasımpaşa’daki eski Bahriye Nezâreti binasında başladı. “Haliç Konferansı” diye isimlendirilen görüşmelerde Türk Heyeti’ne Meclis Başkanı Ali Fethi Bey, İngiliz heyetine ise Sir Percy Cox başkanlık ediyordu. 

Görüşler arasında uçurumlar olduğu daha ilk gün anlaşıldı. Fethi Bey Musul’un Osmanlı yönetimi zamanındaki sınırları gözönünde bulundurularak Türkiye’ye devrini istiyordu. Cox ise buna karşılık Musul şehri dahil olmak üzere Fırat Nehri’nin iki sahilini de istiyordu. Haliç Konferansı, hiçbir yakınlaşma sağlayamadan 5 Haziran’da dağıldı. 

Aslında İngiltere’nin isteği olmuş, böylece konu Birleşmiş Milletler’in gündemine girmişti. 

Gerisine yarın bakalım…

Yeni Akit

Bu yazı toplam 104 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar